27 Şubat 2012 Pazartesi

St Petersburg

Turistik fotoğraflar çekmeyi hiçbir zaman beceremedim... Hatırlatma olsun diye 'şuradaydım' ya da 'burada bilmem ne vardı' filan diye kendi kendime bir şeyler çektiğim oldu tabi not alır gibi, ama asıl ünlü binalar, önemli yerler gibi fotoğraflar konusunda ne bir ilgim var ne de sabrım. Sonuçta kartpostallar, kitaplar onlarla dolu, ve birileri mutlaka olabilecek en uygun zamanda, en uygun ışığı beklemiş çekmiştir...

Ben genellikle bir konu ya da yöntem seçip seriler halinde çalışmayı seviyorum fotoğraf çekeceğim zaman, ama tabi ki bir yerlere gittiğimde de yanıma mutlaka makineyi alıyorum. Etrafıma bakıp gözüme çarpan detayları, ışığını beğendiğim kıyı ve köşeleri çekiyorum boyuna.

Bir süredir kıçımı kaldırıp da bir şey çekmediğim için eskiden çektiklerimi eşeleyip neler var diye karıştırırken, birkaç ay önce St. Petersburg'a gittiğimizde çektiğim birkaç şey geçti elime. Bir seri oluşturdukları söylenemez, ama gezdiğimiz kısa süre içerisinde edindiğim izlenimlere dair ufak bir hatırlatma yapan 4-5 tanesi burada işte…

15 Şubat 2012 Çarşamba

Süperleştiremediklerimizden misiniz...


Geçenlerde televizyonda bir şeyler seyrederken muhabbet nereden geldiyse düşünce okuma konusuna geldi. Düşünce okumanın süper güçler içinde kolay kolay tercih edilmeyecek bir şey olduğu konusunda hemfikir olduktan sonra acaba hangi süper gücü isterdik diye düşünmeye başladık.

Klasik şeyler var tabi ki, görünmez olmak, uçmak, biçim değiştirmek filan gibi… X-Men güçlerini sıradan sayabiliriz mesela, herhangi biri olabilir. Sonra daha yaratıcı neler olabilir diye biraz araştırdım, bazı çizgi romanlarda filan ilginç örnekler var, örneğin Brotherhood of Dada çerisinde 'The Love Glove' diye bir karakter, kolları olmayan ama her birinin kendine özgü işlevleri olan eldivenler çağırabiliyormuş; hangi çizgi roman / manga / dizi ile ilişkili olduğunu bulamadığım 'Sleepwalk' diye başka bir karakter, Londra'da yaşayan narkoleptik bir punk'mış ve her uyuduğunda durdurulamaz bir tuğla haline geliyormuş… Dünyada herkeste bir süper güç olabilseydi ya da hepimiz bir güç seçebilseydik herhalde daha alışıldık olanların yanında hiç tahmin edilemeyecek böyle başka şeyler de çıkardı.

Hatta bunun üzerine facebook'ta küçük bir anket düzenledim, sizin herhangi bir süper gücünüz olsaydı ne olurdu diye; hoş şeyler çıktı. Bir kısım insan o anda uğraştığı ya da hayal ettiği şeylerle ilgili güçler istedi, örneğin kendi kendini yazan tez ve istenen sonuçları veren deneyler, bir bakışla istediği çocuk / bebeği uyutabilmek ya da her an her yerde uçsuz bucaksız bir snowboard pisti yaratmak gibi. Bazı çok yaratıcı güçler de geldi, örneğin 'ağaç' dediği yerde (sevmediği insanların ağızları burunları dahil) ağaç çıkması, hatta o ağacın cinsini de belirlemesi; veya aynı günün birkaç müsvettesini yaşayıp beğendiğini tutup beğenmediğini silmek gibi… (Hepsinin kopirayt mopiraytı bulan arkadaşlara aittir)

Bir de daha önce karşıma çıkmış olan faydasız süper güçler ile ilgili bu ilüstrasyonlar vardı, onlara da baya gülmüştüm. Eğer süper güçler herkeste olup rastgele dağılsaydı kesin birilerinin şansına böyle mavi ekran çıkartacak durumlar da düşerdi…

Eğer seçme şansım olsaydı çok büyük ve iddialı bir şey yerine, farkedilmeyecek ufak tefek bir süper güç seçerdim herhalde. Büyük planda bakıldığında bir şey değiştirmeyen, ama olmadığında eksikliği fark edilebilecek; çaktırmadan bana fayda sağlayabilecek bir şeyler…

Uçmak kaçmak lazer gözler filan gibi değil belki ama aslında hepimizin öyle ya da böyle birtakım süper güçleri var belki de hali hazırda. Herkesin yaşam içerisinde bir 'amacı' ya da 'anlamı' olduğunu düşünürsek (Hugo filminde çocuğun saat parçalarına benzetmesi gibi) belki de aslında kendimizin bile çoğu zaman farketmediğimiz bir sürü şeyler yapabiliyoruz. Hiçbir şey olmasa, bir spermle bir yumurtanın bir araya gelerek hiçlikten yeni bir insan yaratabilmesi bile bir süper güç değil mi ki…

Tabi yine de üstüne yukarıdakiler gibi bir şeyler verseler hayır demeyiz herhalde :)

3 Şubat 2012 Cuma

Babelfish

Google translate çok büyük bir nimet...

Hiç bilmediğimiz bir dilde, anlamadığımız birtakım işaretleri alıp, en azından belli bir konsept dahilinde algılayabileceğimiz bütünler haline getiriyor. İş için de, kişisel işler için de acaip kullanışlı bir şey ve çok sık da kullanıyorum.

Ama tabi çevirirken absürt cümleler de çıkarabiliyor karşımıza, sonuçta dil yapılarını anlayabilecek bir yapay zekası yok o kadar, babelfish yüklü değil ya içine... Bazen o yüzden eğlence olsun diye alıp bir metni dilden dile çevirip en sonunda ne hale geldiğine bakıp gülüyorum. Bir örnek mesela... Wikipedia'dan alıntı olan aşağıdaki metni alıp orijinal halinden (Türkçe), önce İngilizce'ye; İngilizce'den Rusça'ya; Rusça'dan İzlandaca'ya; İzlandaca'dan İtalyanca'ya, İtalyanca'dan da tekrar Türkçe'ye çevirdim. İki metin arasındaki 7 farkı bulabilir misiniz? :) Benim favorim: 'KUŞ KONUŞMAZ' cümlesi. Felsefi bir anlayışla yaklaşmış Google...

Orijinal Metin:
Ancak insanlar yazıyı birdenbire öğrenmediler. Önce mağara duvarlarına, kaya ve taşlara yaşadıkları olayları anlatan resimler yaptılar. Bu resimlere çok eski çağlardan kalma mağaralarda bugün bile rastlanmaktadır. Ancak bu resimler tam anlamıyla birer yazı niteliği taşımamaktaydı. Zamanla bu resimlerin gelişmesiyle ideografik yazı şekli ortaya çıktı. Olaylar yine resimlerle belirtiliyor ancak resimler, kendisini değil de anlamını tanımlıyordu. Örneğin bir kuş resmi "uçmak" eylemini anlatmak için yapılmıştı. Kuşu anlatmak için değil. Mısırlılar, bu resimlerle yazının her iki şeklini de genişletip basitleştirdiler. Böylece resimle yazı, binlerce yıl içinde değişe değişe yazıya döndü. Buna hiyeroglif yazısı denmektedir. Mısır hiyeroglifinde üç binden fazla işaret olduğu tespit edilmiştir. Bu yazı resimlerden kurtulamadığı için alfabeye geçememiştir.

Değişen Metin:
Ama aniden insanlar daha önce bilmiyordum. Her etkinlikte mağaralar, kaya ve taş duvarlar önce, görüntü açıklar. Bu bile mağaralar, bugün bulunan bazı çok eski resimler olduğunu. Ancak, tam anlamıyla taşımamaktaydı bu görüntüler yazmanın doğası. Zamanı of ders adı ve tanımında In, bu fotoğraflar of gelişimi ideografik yazı yazılırken formu içinde görünür. O fotoğraflar, fakat olayın fotoğrafları değil, kendisi gibi etiket üzerinde nitelendirdiğini belirtti. Örneğin, bir eylemi anlatmak için "anında" bir kuşun görüntüsü tamamlanmıştır.Kuş konuşmaz. Mısırlılar, bu resimlerin metin büyütmek ve basitleştirmek için. Yani, resimler gönderebilir ve binlerce yıl karşılığında egzotik yazılı olarak döndü. Bu, hiyeroglif olarak adlandırılır. Resim Mısır hiyeroglif üç binden fazla işaretleri göstermektedir. Bu makale, alfabe için, görüntü atamıyordu olduğunu.

1 Şubat 2012 Çarşamba

Süperkahramanlar Kaka Yapmaz...

Filmlerde hayatının içine, dışına, sağına, soluna girdiğimiz ilüzyonu verilen karakterlerin bir kere olsun çişinin gelmemesi nedendir? Neden hiçbir filmde ana kahraman iki dakika tuvalet molası vermez?


- Bay Frodo, yüzükten kurtulmak için yola koyulmamız gerekiyor

- Bir dakika Sam, çok sıkıştım, bi çişimi yapıp gelicem...


mesela?


Hele hele süperkahramanlarda konu iyice acaip; tabi şimdi insan gidip Örümcek Adam'ı filan alaturka tuvalette çömelmiş bir şekilde hayal edemiyor pek. Bu tip karakterlerde tuvalet meselesinin düşüncesi bile geçmemiş ki kıyafetlerin birçoğu pantalonları indirmenin çok zor ya da imkansız olduğu şekillerde tasarlanmış; donu çıkarıcan da taytı indirecen de... Bir de pelerin hikayesi var tabi, oraya buraya değer bulaşır, kapıya takılır...


Hadi diyelim ki bunlar 'süper' kahraman, çişleri kakaları gelmez; bildiğin etten kemikten insanların olduğu bir sürü filmde de aynı şey yok mu ki? Aksi örnek aklıma bir tek Trainspotting geliyor şimdi, 'İskoçya'nın en pis tuvaleti' sahnesi vardı. Bir de Ironman var, partide eline mikrofonu alıp 'bu kostümle nasıl tuvalete gittiğimi merak mı ediyorsunuz? (kostümün içine salıverme ifadesiyle) işte böyle' diyen...


Sonra daha da saçma sapan şeyler geliyor aklıma; örneğin Harry Potter kabız olduğunda asayı kıçına doğrultup 'Alohamora' dese işe yarar mı acaba?

Eski fotoğrafları karıştırıyordum, birkaç ay önce yaptığımız bir St. Petersburg seyahatinden bir şey geçti elime, ilk gördüğüm andaki dumurum aynen geri geldi, paylaşayım dedim. Hediyelik eşya tasarımına yeni bir yorum... Hadi arkadaki futbolcu ya da Hollywood temalıları anladım da bu ne?!


















Başka bir yerde yine matruşkaların politikacıların resmedildiği farklı versiyonları da vardı (Obama, Sarkozy filan)...

Aynı mantıktan giderek biz de geleneksel el sanatlarımıza böyle yorumlar katıp mesela gölge oyunu karakterlerini böyle şeylerle mi 'zenginleştirsek'? İnternette bir yerlerde karşıma çıktığı üzere, Tayyip Erdoğan resimli Iphone kapağı olduktan sonra gölge oyunu karakteri de olur neden olmasın...

Karagöz'le Hacivat ne derler acaba duysalar...