23 Ağustos 2012 Perşembe

Eski kaynaklardan saçmalıklar...


Bilgisayarın bir yerlerine takılıp kalmış eski birkaç fotoğrafa bakayım derken fi tarihinde eski telefonla çektiğim birkaç absürt şeyi buldum...

İnternette dolaşıp duran şeyler vardır ya öyle, dönüp dolaşıp ilk çekene filan tekrar ulaşırlar, mutlaka 'ne absürt bir şey bu' diyip fotoğrafını çektiğimiz bir şeyler ya da çekmeyip de başkasının çektiğinin önümüze geldiği olmuştur. Örneğin Ankara Bahçelievler'de bir tane dükkan vardı 'Yasemine Döşemecilik' diye, önünden her geçtiğinde gülüyorduk, geçenlerde denk geldi birileri çekmiş vaktinde yollamış ortama...

'Yaşasın yurdum insanı' dedirtebilecek bir iki tane şeyi buraya koyayım dedim. Ağacın üzerine yazdıkları şey çok sevimli geldi yaklaşım olarak, baloncunun taşıt da harika...  Favorim fümigasyon şirketi olan tabi, fotoğraftan anlaşılmıyorsa: The Incredible Hulk, kocaman bir ilaçlama tüpü ile Spiderman'i ilaçlayarak öldürmüş, yanda da ilaçlamacı abi duruyor özel kıyafeti ile... Nasıl bir kafaysa adamlarınki, sürekli ilaçlar içinde dolaşmaktan beyin damarlarında ufak tefek hasarlar olması kaçınılmaz herhalde :)

Bundan belki 7-8 sene önce bir arkadaşın evine de bir broşür bırakmışlardı, 'Duygusal Halı Yıkamacılık' diye, üzerinde şiir filan vardı ('Lekeler, kirler, sevimli değilsiniz' gibi cümleler barındıran). Bir yerlerde onu da bulur muyum diye bakarken web sitesini bulmuştum... Fantastik fotoğraflar filan da eklemişler, süper olmuş! Onu da tekrar bir gündeme getireyim dedim, akabinde çekiliyorum :)

http://www.duygusalhaliyikama.com/

19 Ağustos 2012 Pazar

İkinci Olduk...

Uzun süredir bir şey yazmadım, yarışmayla ilgili PR ile meşguldük ve sonunda sonuçlandı, ve ikinci olduk… Bu süreç, yalnızca ikincilik ödülünü kapmak değil, aynı zamanda adımızı duyurmak açısından da çok faydalı oldu. Bir kısmı önceden tahmin edip teyit etmek suretiyle, bir kısmıysa beni baya şaşırtan birçok şey öğrendik bu süre içerisinde. Bazılarını şöyle sıralayabilirim:

1. SOSYAL MEDYA ÇOK ACAİP BİR ŞEY!
Bundan yıllar öncesinde yaptığın bir şeyi insanlara ulaştırmak için ya çok şanslı olman, ya da acaip bağlantıların olması gerekiyordu. Şimdi ise bir tıkla dünyaya ulaşabiliyorsun. Bu inanılmaz bir şey… Bunu bilmiyor muyduk, biliyorduk tabi, ama bu seviyede başına gelince tekrar hayretler içerisinde bakıveriyorsun. Videoyu yüklediğimizden bir ay içerisinde izleyici sayısı 13000'i aştı, o kadar insanı yanyana hayal ettiğinde inanılmaz bir kalabalık yapıyor! O kadar izleyiciyle tek tek konuşmuşsun gibi bir şey, hem de (elbette bu durumda çoğunluğu Türkiye'den, ama yine de) bütün dünyadan bir sürü kişi!

O kadar alıştık ki bu ulaşım ağlarının hayatımızın her evresinde bizimle olmasına, bazen potansiyelini oturup bilinçli olarak düşünmüyoruz bile. Resmen kendine ait bir hayatı oluyor bilginin de artık, bir yerden çıkıyor, bambaşka yerlere, bambaşka insanlara, bambaşka şekillerde ulaşıyor…
   
Tabi her şey artık bu kadar kolay erişilebilir ve bu kadar kolay paylaşılabilir olduğu için bir yandan da dijital çöpler de bir o kadar artıyor, ama lisede bir hocamızın söylediği gibi 'Her çöplükte mutlaka cevherler bulunuyor...'

2. SAMİMİYET HER ZAMAN PRİM YAPAR!
Büyük prodüksiyonlar, iddialı yapımlar filan genellikle hep beklenti yaratır ve büyük risktir… Kumar gibidir, tutarsa büyük tutar, tutmazsa bir o kadar büyük batar. Bazı şeylerin piyasaya büyük girmesi kaçınılmaz elbette, ancak diğer taraftan, bu işlerin yine yukarıda bahsettğim gibi artık 'sokaktaki insan'ın ulaşabileceği bir hale gelmiş olması (yalnızca paylaşım değil aynı zamanda ekipman ve kayıt olanakları, videolar, şunlar bunların ucuzlaması) ile, daha mütevazı imkanlarla yaratılıp ortaya koyulan iyi bir fikir, büyük paralar harcanarak çıkan kötü bir fikirden çok daha fazla prim yapabiliyor. Şu son dönemde internetteki bir videosundan patlayan kişi sayısına bakılırsa çok da yanılmadığımı göreceksiniz. Tabi her patlayanın ardından çıkan yüzlerce taklidi, ya da belki ben de patlarım hevesiyle ortaya çıkan özensiz işler de bini bir para, ama normalde başka hiçbir yerden bulamayacağımız inanılmaz yetenek ve güzelliklere bu yolla çok rahat ulaşabiliyoruz…

Bunun yanısıra, insanlar iletişim kurup kendilerini yerine koyabilecekleri hikayeleri seviyorlar; ufak bir yerden çıkan ufak bir hikaye, çoğu zaman bir peri masalına göre çok daha gerçekçi ve dolayısıyla daha kolay kabul gören bir şey olarak ortaya çıkabiliyor. Yani samimi ve kişisel 'underground' artık uzak ve kitlesel 'mainstream' tavıra karşı çok büyük avantajlar elde edebiliyor…

3. MÜZİSYENLER İÇİN MÜZİK!
Herkesin dinleyebileceği kadar basit ama müzisyenlerin de keyif alabileceği kadar detaylara dikkat eden bir müzik anlayışı güzel tepkileri topluyor… Kendime örnek aldığım çoğu müzisyende de dikkat ettiğimde bunu görüyorum. Özellikle zor ve anlaşılmaz olmak için uğraşmak yerine basit ezgi ve düşünceler üzerine gidip öte yandan acaip bir detay işçiliği ve ciddiyet ile; ancak dikkatli dinleyicinin farkedebileceği, varlığı farkedilmeyip de yokluğu hissedilebilecek nüanslar katarak müzik yapan kişileri beğeniyorum. Burada da benzer bir anlayış gütmeye çalışınca insan meyvesini başka müzisyenlerden gelen olumlu yorumlarla alıyor ve çok mutlu oluyor tabi.

4. KENDİNİ DEĞİL İŞİNİ CİDDİYE ALMAK
Bunu A.B.D.'de master yaparken tanıştığım Türk-Alman bir arkadaşım söylemişti; aslında fotoğrafçılar için söylemişti ama müzisyenler için de en az aynı oranda geçerli bir şey: Bir insanın kendini değil işini ciddiye alması, yani egosunu şişirmek yerine enerjisini yaptığı işe vermesi iyi bir sonuç için mutlaka gerekli bir şey. Bir sürü boş işin peşinde böbürlenip kendini pahalıya satan ne kadar çok insan var… Malesef birçok zaman da ilk görünüşte bu kişiler çok daha fazla şey başarmış gibi göze çarpıyor, ancak dikkatli bakıldığında mutlaka bir yerden bir patlak veriyor. Profesyonel bir tavırla bilinçli olarak yürütülen amatör bir ruh bence her zaman uzun vadede daha iyi sonuçlar verir...

5. LOKAL GRUPLARIN DESTEKLENMESİ / DİNLEYİCİNİN FARKLILAŞMASI
Herhalde İstanbul'da durumlar farklıdır ancak Türkiye'de diğer her tarafta bara gidip aynı şarkıları dinlemekten çok sıkıldım. Yurt dışında lokal gruplar mekanlarda genellikle hep kendi şarkılarını çalıyorlar, zamanla izleyici kitleleri oluşuyor ve çok daha yaratıcı ve orijinal işler bu şekilde 'underground' olarak piyasaya çıkma fırsatı buluyor. Bizde malesef yıllardır 'Psycho Killer' ile yatıp kalktığımız (ona bile şükreder olduk ya…), formül bir müzik anlayışı hakim; müzik kadar ses düzeni de 'ne kadar açarsak o kadar iyi, varsın kulaklarında patlasın' mantığıyla her bardan çıktığımızda iki gün kulaklar çınlıyor… Orijinalliğe ve kendi müziğine önem verilmeyince, müzisyenler de yaratıcı işler çıkarmak yerine yıllarca aynı parçalar üzerine tabiri caizse 'kebaba yatıyorlar' ve dinleyici ile müzisyen arasında garip bir kısır döngü başlıyor. Bunun kırılabildiği, daha güzel işlerin çıkabileceği, farklı mekanlar olması bu döngüyü kırmanın tek yolu gibi…

-----

Her neyse bu kadar gevezelik sonucunda gazı alıp kayıtlara hız verdik, inşallah sonbaharda albümü çıkaracağız… Ondan sonra bir daha ahkam keserim artık şudur budur diye :)))