İnsan çocuğu olduktan sonra bazı şeylere farklı bir gözle bakmaya başlıyor… Özellikle beslenmek, uyumak ve kaka yapmak döngüsünden çıkıp da biraz gelişmeye (ele gelmeye) başladıkları, ancak daha karşınıza alıp muhabbet etmeye başlayacak kıvama gelmedikleri o dönemde, aslında dikkat edildiğinde hayata dair çok önemli mesajlar veriyorlar.
Hiçbir çocuk ayrımcı doğmuyor örneğin. Hiçbir çocuk doğuştan cinsiyetçi, ırkçı, homofobik, türcü, faşist, ya da yobaz değil. Karşısındaki herhangi bir şeye (canlı ya da cansız) baktığında o şeyi "tanımlayıcı" bağıntılarını görmüyor, yalnızca 'şeyi' görüyor, kimi zaman ilgisini çekiyor, kimi zaman da bakıp geçebiliyor. Dil ve dolayısıyla dilin getirdiği kültürel altyapıya daha hakim olmadığından, her yerde, her dilde, her şekilde anlaşabiliyor, ne de olsa gülmenin, ağlamanın, sinirlenmenin dili evrensel, insanlar dünyanın her yerinde aynı kasları çalıştırarak yapıyorlar bu ifadeleri.
Kızım daha bundan birkaç ay önce, bir yaşını daha yeni geçmiş haliyle, hiç tanımadığı bir ülkede bir meydanda etrafına bakınırken, uzak bir köşeden, ondan ancak birkaç ay daha büyük olabilecek bir başka kız çocuğu koşarak geldi, sarıldı ve öptü onu. İlk kez başına böyle bir şey geldiği için algılayamayıp şaşkın şaşkın baktı kızım, bir yanda hepimizin kahkahaları arasında… Aradan birkaç ay geçti, iki üç gün önce yine tanımadığı bir yerde kızım, köşede duran kendi yaşlarında bir oğlan çocuğu gördü, kendine daha önce yapılmış olduğu gibi o da teklifsizce yaklaştı, güldü, elini tuttu, kıkırdadı, sonra da öpücük atarak uzaklaştı.
Bu kadar basit aslında.
Tersi durumda bile basit.
Tersi derken: Hep öpücük gülücük değil çocukların arasında geçen, kimi zaman birbirinin oyuncağını çekiştirip zorla almak, aaa bu da neymiş diye gözüne parmağını sokmak, durup dururken çat diye tokat patlatmak da yapılmayan şeyler mi? Tabi ki değil… Ama hiçbir çocuk bu davranıştan dolayı kin tutmaz, olduğundan büyük bir boyuta taşımaz, farklı anlamlar yüklemez. O anda yapılan bir şeydir, biter, geçer gider, ve beş dakika, hadi bilemedin birkaç gün sonra aynı iki çocuğu el ele kol kola oyun oynarken bulur, eve gitme zamanı gelip birbirinden ayırman gerektiğinde salya sümük ağlamalarına şahit olursun…
Konuşmaya başladıklarında bile böyle olur, sorgular ama yargılamaz çocuklar… Farklı gördüğü bir şeyi hemen algılar, hiç çekinmeden sorar (Zaten esmer tenli kızımın güneşten iyice yandığı bir dönemde, başka bir çocuğun "Aaaa, bunun elleri niye bu kadar kara?" diye sorduğu gibi) Çünkü farklı olmak kötü bir şey değildir ki, bunu görmek, sormak, öğrenmek istemek kadar doğal bir şey de yoktur. Çocuk dediğin sorar, tekrarlar, dener, yanılır, düşer, kalkar, sınırlarını öğrenir, öğrendiği sınırları zorlar, yeni sınırlar yaratır.
Biz ise kimi zaman farkında olmayarak, kimi zaman da bazı şeyler "öyle gerektiği" ya da "doğru" olduğu için çocuğumuzu kendi değerlerimiz ve bilgilerimiz ile donatır, ona yeni sınırlar empoze ederiz. Bir yandan da deneyimleri, karşısına çıkan engeller, farklı insanlardan aldığı farklı mesajlar ve benzeri birçok şey ile beraber bu doğallık bozulur ve zaman içerisinde o da kendini gittikçe artan sıfatlarla tanımlamaya başlar. Ben şuyum, buyum, şuralıyım, şu burçtanım, şu dinden, şu millettenim, şudur budur…
Bu durum öyle ya da böyle gerçekleşmesi elbette ki kaçınılmaz bir şey, ancak bu süreç içerisinde ara ara da olsa durup bir düşünmekte fayda var:
İnsan doğası aslında bu kadar sade ve eşitlikçiyken, tüm farklılıklar yalnızca keşfedilecek yeni kıtalar olarak görülebiliyor ve korkusuzca sorup yargısızca öğrenilebiliyorken, ne oluyor da bu hale geliyoruz? Hangi noktada bozuluyor işler, neden ve nasıl ayrışıyoruz, bizler, sizler ve onlar olup ötekileşiyor, ötekileştiriyoruz? Aslında ihtiyaçlarımız temele indirgendiğinde bu kadar sağlanabilir ve yönetilebilir şeylerken, hele de paylaşabileceğimiz koskoca bir dünya varken neden kendimize alanlar yaratmaya ve daha sonra birbirimizin yaratılmış alanlarına müdahale etmeye çalışıyoruz? Başka türlü bir düzen, "çocukça" bir yaşam mümkün olamaz mı?
Böyle bir hayalin bugünden yarına tahakkuk etmeyeceği mutlak; ama çocuk yetiştirirken, geleceği gerçekleştirecek nesil üzerinde geri alınamayacak bir program uygularken, aslında bizim onlara öğreteceğimiz kadar, hatta belki de çok daha fazlasını, onların bize öğretebileceğini hatırlamak gerekli belki de…
Hiçbir çocuk ayrımcı doğmuyor örneğin. Hiçbir çocuk doğuştan cinsiyetçi, ırkçı, homofobik, türcü, faşist, ya da yobaz değil. Karşısındaki herhangi bir şeye (canlı ya da cansız) baktığında o şeyi "tanımlayıcı" bağıntılarını görmüyor, yalnızca 'şeyi' görüyor, kimi zaman ilgisini çekiyor, kimi zaman da bakıp geçebiliyor. Dil ve dolayısıyla dilin getirdiği kültürel altyapıya daha hakim olmadığından, her yerde, her dilde, her şekilde anlaşabiliyor, ne de olsa gülmenin, ağlamanın, sinirlenmenin dili evrensel, insanlar dünyanın her yerinde aynı kasları çalıştırarak yapıyorlar bu ifadeleri.
Kızım daha bundan birkaç ay önce, bir yaşını daha yeni geçmiş haliyle, hiç tanımadığı bir ülkede bir meydanda etrafına bakınırken, uzak bir köşeden, ondan ancak birkaç ay daha büyük olabilecek bir başka kız çocuğu koşarak geldi, sarıldı ve öptü onu. İlk kez başına böyle bir şey geldiği için algılayamayıp şaşkın şaşkın baktı kızım, bir yanda hepimizin kahkahaları arasında… Aradan birkaç ay geçti, iki üç gün önce yine tanımadığı bir yerde kızım, köşede duran kendi yaşlarında bir oğlan çocuğu gördü, kendine daha önce yapılmış olduğu gibi o da teklifsizce yaklaştı, güldü, elini tuttu, kıkırdadı, sonra da öpücük atarak uzaklaştı.
Bu kadar basit aslında.
Tersi durumda bile basit.
Tersi derken: Hep öpücük gülücük değil çocukların arasında geçen, kimi zaman birbirinin oyuncağını çekiştirip zorla almak, aaa bu da neymiş diye gözüne parmağını sokmak, durup dururken çat diye tokat patlatmak da yapılmayan şeyler mi? Tabi ki değil… Ama hiçbir çocuk bu davranıştan dolayı kin tutmaz, olduğundan büyük bir boyuta taşımaz, farklı anlamlar yüklemez. O anda yapılan bir şeydir, biter, geçer gider, ve beş dakika, hadi bilemedin birkaç gün sonra aynı iki çocuğu el ele kol kola oyun oynarken bulur, eve gitme zamanı gelip birbirinden ayırman gerektiğinde salya sümük ağlamalarına şahit olursun…
Konuşmaya başladıklarında bile böyle olur, sorgular ama yargılamaz çocuklar… Farklı gördüğü bir şeyi hemen algılar, hiç çekinmeden sorar (Zaten esmer tenli kızımın güneşten iyice yandığı bir dönemde, başka bir çocuğun "Aaaa, bunun elleri niye bu kadar kara?" diye sorduğu gibi) Çünkü farklı olmak kötü bir şey değildir ki, bunu görmek, sormak, öğrenmek istemek kadar doğal bir şey de yoktur. Çocuk dediğin sorar, tekrarlar, dener, yanılır, düşer, kalkar, sınırlarını öğrenir, öğrendiği sınırları zorlar, yeni sınırlar yaratır.
Biz ise kimi zaman farkında olmayarak, kimi zaman da bazı şeyler "öyle gerektiği" ya da "doğru" olduğu için çocuğumuzu kendi değerlerimiz ve bilgilerimiz ile donatır, ona yeni sınırlar empoze ederiz. Bir yandan da deneyimleri, karşısına çıkan engeller, farklı insanlardan aldığı farklı mesajlar ve benzeri birçok şey ile beraber bu doğallık bozulur ve zaman içerisinde o da kendini gittikçe artan sıfatlarla tanımlamaya başlar. Ben şuyum, buyum, şuralıyım, şu burçtanım, şu dinden, şu millettenim, şudur budur…
Bu durum öyle ya da böyle gerçekleşmesi elbette ki kaçınılmaz bir şey, ancak bu süreç içerisinde ara ara da olsa durup bir düşünmekte fayda var:
İnsan doğası aslında bu kadar sade ve eşitlikçiyken, tüm farklılıklar yalnızca keşfedilecek yeni kıtalar olarak görülebiliyor ve korkusuzca sorup yargısızca öğrenilebiliyorken, ne oluyor da bu hale geliyoruz? Hangi noktada bozuluyor işler, neden ve nasıl ayrışıyoruz, bizler, sizler ve onlar olup ötekileşiyor, ötekileştiriyoruz? Aslında ihtiyaçlarımız temele indirgendiğinde bu kadar sağlanabilir ve yönetilebilir şeylerken, hele de paylaşabileceğimiz koskoca bir dünya varken neden kendimize alanlar yaratmaya ve daha sonra birbirimizin yaratılmış alanlarına müdahale etmeye çalışıyoruz? Başka türlü bir düzen, "çocukça" bir yaşam mümkün olamaz mı?
Böyle bir hayalin bugünden yarına tahakkuk etmeyeceği mutlak; ama çocuk yetiştirirken, geleceği gerçekleştirecek nesil üzerinde geri alınamayacak bir program uygularken, aslında bizim onlara öğreteceğimiz kadar, hatta belki de çok daha fazlasını, onların bize öğretebileceğini hatırlamak gerekli belki de…
