23 Kasım 2012 Cuma

Aylak

Son zamanlarda bir yandan çocukla birlikte gelen uykusuz bir dönem, diğer yandan üst üste biriken işler yüzünden olacak, kafamı kaşıyacak vakit bulamıyorum.

Bütün gün bir şeyler yapmaya çalışıyorum, şunu bitireyim bunu geçeyim filan derken gün bitiyor, bir bakmışım başladığımdan bile çok iş birikmiş önümde bekliyor...

'Ay çok yoğunuuuum' diye şikayetlenmek alışkanlığım değildir pek, aksine genellikle beş çarşamba birden uğraşmayı seviyorum, kafam dolu olduğu zaman daha mutlu oluyorum; şimdiye kadar da biraz daha hızlı bir tempoda çalışmanın çok daha verimli sonuçlar verdiğini deneyimledim bol bol.

Ancak bir süredir yaratıcılık anlamında hatırı sayılır bir blokaj yaşıyorum, ne zaman kağıt kalem elimde ya da bilgisayar başında yeni bir iş üretmek için otursam saçma sapan şeyler çizip anlamsız sonuçlar alıyorum, sonra da kapatıp kalkıyorum...

Neden birdenbire bu kadar kilitlendim diye kafamı duvarlara vurup dururken sebebi net bir şekilde gözümün önünde belirdi: Yaratıcılık biraz aylaklık istiyor...

Tasarımcı-sanatçı-müzisyen tayfası camia dışında genelde orada burada götünü gezdirip duran, mümkün olan her dakikada aylaklık peşinde koşan, sanki kafa bir metre havada tipler olarak resmediliyor. Boşuna da değil: İnsana ilham 'hadi bakalım geh bidi bidi' diyince durduğu yerde gelmiyor ki!

Şimdiye kadar yaptığımız en güzel işlerin eskizlerini Çin restoranında chopstick'leri kullanarak soya sosuyla peçete üzerine ya da ne bileyim, kaldırım taşlarının köşesindeki bir formu görüp oradan hareketle filan yaptık. Bir şey mi yazacaksın, alıp kahveni / şarabını / bir şeyini deniz kenarında oturasın geliyor. Beste mi yapacaksın, bir saat boş boş çalmak ya da duşta bağırıp çağırmak istiyor insan... Tabi insanın kaldırım taşlarına filan bakabilmesi için hedefe odaklı koşturmaktan ziyade etrafını görebilecek bir durumda olması gerekiyor, bu da doğal olarak belli bir düzeyde 'aylaklık' gerektiriyor.

Yer çekimi kırda bayırda otururken kafaya düşen elmayla, suyun kaldırma kuvveti 'bir banyoya gireyim yahu' dendikten sonra bulunmamış mıydı mesela?...

Tabi boku çıkmaz mı bunun? Çıkabilir. İnsan bunu iş edinip de 'ilham ediniyorum' adı altında esinlendiklerini üretime ve sonuca dönüştürmezse durduğu yerde durur kalır, ki birçok kişide de bunu görebiliyoruz. Ama kontrol edildikten, bir ürüne dönüştükten sonra; evet, iddia ediyorum: TEMBELLİK ERDEMDİR...

Demek ki bir hava değişikliği gerekiyor... Sonuç budur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder