bebek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bebek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Haziran 2013 Cuma

Kızımdan Öğrenecek Çok Şeyim Var...

İnsan çocuğu olduktan sonra bazı şeylere farklı bir gözle bakmaya başlıyor… Özellikle beslenmek, uyumak ve kaka yapmak döngüsünden çıkıp da biraz gelişmeye (ele gelmeye) başladıkları, ancak daha karşınıza alıp muhabbet etmeye başlayacak kıvama gelmedikleri o dönemde, aslında dikkat edildiğinde hayata dair çok önemli mesajlar veriyorlar.

Hiçbir çocuk ayrımcı doğmuyor örneğin. Hiçbir çocuk doğuştan cinsiyetçi, ırkçı, homofobik, türcü, faşist, ya da yobaz değil. Karşısındaki herhangi bir şeye (canlı ya da cansız) baktığında o şeyi "tanımlayıcı" bağıntılarını görmüyor, yalnızca 'şeyi' görüyor, kimi zaman ilgisini çekiyor, kimi zaman da bakıp geçebiliyor. Dil ve dolayısıyla dilin getirdiği kültürel altyapıya daha hakim olmadığından, her yerde, her dilde, her şekilde anlaşabiliyor, ne de olsa gülmenin, ağlamanın, sinirlenmenin dili evrensel, insanlar dünyanın her yerinde aynı kasları çalıştırarak yapıyorlar bu ifadeleri.

Kızım daha bundan birkaç ay önce, bir yaşını daha yeni geçmiş haliyle, hiç tanımadığı bir ülkede bir meydanda etrafına bakınırken, uzak bir köşeden, ondan ancak birkaç ay daha büyük olabilecek bir başka kız çocuğu koşarak geldi, sarıldı ve öptü onu. İlk kez başına böyle bir şey geldiği için algılayamayıp şaşkın şaşkın baktı kızım, bir yanda hepimizin kahkahaları arasında… Aradan birkaç ay geçti, iki üç gün önce yine tanımadığı bir yerde kızım, köşede duran kendi yaşlarında bir oğlan çocuğu gördü, kendine daha önce yapılmış olduğu gibi o da teklifsizce yaklaştı, güldü, elini tuttu, kıkırdadı, sonra da öpücük atarak uzaklaştı.

Bu kadar basit aslında.

Tersi durumda bile basit.

Tersi derken: Hep öpücük gülücük değil çocukların arasında geçen, kimi zaman birbirinin oyuncağını çekiştirip zorla almak, aaa bu da neymiş diye gözüne parmağını sokmak, durup dururken çat diye tokat patlatmak da yapılmayan şeyler mi? Tabi ki değil… Ama hiçbir çocuk bu davranıştan dolayı kin tutmaz, olduğundan büyük bir boyuta taşımaz, farklı anlamlar yüklemez. O anda yapılan bir şeydir, biter, geçer gider, ve beş dakika, hadi bilemedin birkaç gün sonra aynı iki çocuğu el ele kol kola oyun oynarken bulur, eve gitme zamanı gelip birbirinden ayırman gerektiğinde salya sümük ağlamalarına şahit olursun…

Konuşmaya başladıklarında bile böyle olur, sorgular ama yargılamaz çocuklar… Farklı gördüğü bir şeyi hemen algılar, hiç çekinmeden sorar (Zaten esmer tenli kızımın güneşten iyice yandığı bir dönemde, başka bir çocuğun "Aaaa, bunun elleri niye bu kadar kara?" diye sorduğu gibi) Çünkü farklı olmak kötü bir şey değildir ki, bunu görmek, sormak, öğrenmek istemek kadar doğal bir şey de yoktur. Çocuk dediğin sorar, tekrarlar, dener, yanılır, düşer, kalkar, sınırlarını öğrenir, öğrendiği sınırları zorlar, yeni sınırlar yaratır.

Biz ise kimi zaman farkında olmayarak, kimi zaman da bazı şeyler "öyle gerektiği" ya da "doğru" olduğu için çocuğumuzu kendi değerlerimiz ve bilgilerimiz ile donatır, ona yeni sınırlar empoze ederiz. Bir yandan da deneyimleri, karşısına çıkan engeller, farklı insanlardan aldığı farklı mesajlar ve benzeri birçok şey ile beraber bu doğallık bozulur ve zaman içerisinde o da kendini gittikçe artan sıfatlarla tanımlamaya başlar. Ben şuyum, buyum, şuralıyım, şu burçtanım, şu dinden, şu millettenim, şudur budur…

Bu durum öyle ya da böyle gerçekleşmesi elbette ki kaçınılmaz bir şey, ancak bu süreç içerisinde ara ara da olsa durup bir düşünmekte fayda var:

İnsan doğası aslında bu kadar sade ve eşitlikçiyken, tüm farklılıklar yalnızca keşfedilecek yeni kıtalar olarak görülebiliyor ve korkusuzca sorup yargısızca öğrenilebiliyorken, ne oluyor da bu hale geliyoruz? Hangi noktada bozuluyor işler, neden ve nasıl ayrışıyoruz, bizler, sizler ve onlar olup ötekileşiyor, ötekileştiriyoruz? Aslında ihtiyaçlarımız temele indirgendiğinde bu kadar sağlanabilir ve yönetilebilir şeylerken, hele de paylaşabileceğimiz koskoca bir dünya varken neden kendimize alanlar yaratmaya ve daha sonra birbirimizin yaratılmış alanlarına müdahale etmeye çalışıyoruz? Başka türlü bir düzen, "çocukça" bir yaşam mümkün olamaz mı?

Böyle bir hayalin bugünden yarına tahakkuk etmeyeceği mutlak; ama çocuk yetiştirirken, geleceği gerçekleştirecek nesil üzerinde geri alınamayacak bir program uygularken, aslında bizim onlara öğreteceğimiz kadar, hatta belki de çok daha fazlasını, onların bize öğretebileceğini hatırlamak gerekli belki de…

16 Kasım 2012 Cuma

Ayıkla Pirincin Taşını...

Çocuklar yemeklerini tam yesin, tabakta bırakmasın diye bir sürü şey söylenir… Yok efendim arkandan ağlar, yok kalanlar sonra seni kovalar filan.

Ben genellikle hiçbir zaman tabağında yemek bırakan bir çocuk olmadım, oburluk derecesine varan yemek aşkım daha bebekkenden ortaya çıkmış olacak ki genellikle ne koysalar yermişim, yemediğimi de yoğurtla karıştırdılar mı o da hüp diye bitermiş… (O zamandan kalma alışkanlık olacak, hala yoğurt olmadı mı sofra tam gibi gelmez bana)

Ancak geriye doğru düşündüğümde bir laf vardı ki bilinçaltımda içten içe ağır iz bırakmış: 'Bana bak, tabağında kaç tane pirinç tanesi bırakırsan o kadar çocuğun olur!'

Hadi bakalım buyur buradan yak. Daha bacak kadar boyumla hayatımla ilgili çok önemli bir kararı vermeye çalıştığımı hatırlıyorum: Acaba kaç çocuk istiyorum? Bir tek pirinç tanesi bırakırsam da iki çocuk istersem ne olacak? Bir buçuk mu bıraksam, karar verme payı için? Ama ya onu da yanlış anlarlarsa da ikinci çocukta bir sorun olursa? Ya bundan önceki yemeklerde bıraktığım pirinçler? En az 20-25 tane bırakmışlığım vardır kesin, şimdi hepsi birikip o kadar çocuk mu olacaklar! EYVAH!!!

İnsanlar çocuklara ne dediklerine çok dikkat etmeliler…

Bizim için öylesine o anda söyleniveren bir şey çocuk için travmatik bir deneyim haline dönüşebiliyor. Öyle ki, daha birkaç yıl önce pilav yedikten sonra heyecanla tabaktaki bütün taneleri toparlar buldum kendimi, yahu doydum ben neler oluyor bana derken birdenbire zihnimde belirdi ilahi bir şekilde 'tabağında kaç pirinç tanesi bırakırsannnn….'

Ondan sonra yaş ermiş kemale, hala ayıkla o pirincin taşını..

Hadi o değil de şimdi oldu bir çocuk; bundan sonra ne yapmak lazım onu sorarım ben… Geriye dönük mü çalışıyor, nasıl oluyor sistem? Hı?

21 Ekim 2012 Pazar

Sürreel Kemeraltı - 2

Daha önce Mayıs ayında birkaç fotoğraf koymuştum Kemeraltı'ndan (http://www.rastgele-seyler-gunlugu.blogspot.com/2012/05/surreel-kemeralt.html) ; şaka gibi, her gittiğimde bir başka sürreel sahne ile karşılaşıyorum. Yavaş yavaş gide gele bir seri haline gelmeye başladılar, önümüzdeki yıl toparlasam da bunları bir arada sunsam mı diye düşünmüyor değilim :)

Çocuğunun böyle bir resmini tshirt'e bastırmaya karar veren kişiyi mi, bunu özellikle beğenip vitrin malzemesi yapan fotoğrafçıyı mı, yoksa chucky'nin çin malı kuzeni olan manyak bakışlı oyuncak bebeği mi takdir etsem bilemedim...

Harika bir yer yahu Kemeraltı! 

9 Eylül 2012 Pazar

'Çocuk düşünüyorum öyleyse varım'


Yaşımız itibariyle önce düğünlerin / evliliklerin, ardından da çoluk çocuk muhabbetinin oldukça çoğaldığı dönemlerdeyiz. Daha önce düğün dernek hikayesiyle ilgili yazmıştım (http://www.rastgele-seyler-gunlugu.blogspot.com/2012/05/dugun-dernek.html), bu ara düğün sezonunun ufak ufak sonlarına gelmişken biraz da çoluk çocuk kısmına el atayım dedim...

Eskiden bu işler çok daha basitmiş galiba, okulu bitirdiğinde (ya da duruma göre bitirmeden bile), şanslıysan aşık olarak, şansın yoksa uygun olduğuna kanaat getirilerek evlenip, hemen bir, ardından ikinci çocuk yapılıp, sonra da onları büyüttükten sonra heyecanla büyükanne / büyükbaba olmayı beklemek gibi…

Şimdiyse düğün ve evlilik gibi bu iş de çok daha karmaşık. Bir kere hayatlardan beklentilerimiz çok değişti, kariyer hedefleri koyduk, ideal yaşamın ne olması gerektiği konusunda fikirler yürüttük, çok şeyler istedik, istediğimiz şeyler için çaba göstermek ve çalışmak gerekti, bu arada zaman geçti, öncelikler durmadan değişti filan… Bu kararları artık bambaşka sıralara koyarak vermeye başladık. Tabi belli bir kesimden bahsediyorum, yoksa paldır küldür 'hop, bir tane daha geldi, koyalım bunu da kenara' diye çocuk yapanlar da var; ama bizler bu tip kararları bir değil bin defa düşünür olduk.

Böyle düşünce balonlarının büyük bir kısmını da kendim doldurup sonunda 'e hadi bari' kararını vermiş biri olarak, aynı düşüncelerde olanlara bazı gerçekleri net olarak aktarabilirim:

1. HERKES HER ZAMAN HER ŞEYE KARIŞIR
Çocuk yapmaya karar verdiğin zamandan… bir zamana kadar diyecektim ama sanırım bir sonu yok. Yani açıkçası bu konu yüzeye çıktığı andan itibaren herkes mutlaka bir şeyler söyleyecek! Çocuk yapmaya niyetlendiğini söylesen zaman ile ilgili yorumlar gelecek (bu zamanda çocuk mu olur, ya da aaaa, yaz hamilesi olacaksın, çok sıcak ayol gibi). Yok hamileyken söylersen herkes bir posta burnunu sokacak (oturma, kalkma, yüzme, hayır bol bol yüz, çok su iç, şunu ye, bunu yeme, bıdı bıdı…) Hatta ortamda başka hamileler varsa karşılaştırma daha o zamandan başlayacak (seninki tekmelemedi mi hala aaa, bak benimki taklalar atıyor bile). Doğurduktan sonra azalacak sanacaksın ancak aksine her geçen gün daha da artacak (en bayıldığım 'bu çocuk üşür bak çorap giydir' uyarıları, hele de sokakta tanımadığın teyzelerden filan gelince… tonla var ama saymayayım şimdi)

2. UZUN BİR SÜRE DELİKSİZ UYKUYU UNUTUN
'İyi uyuyor' dediğin çocuklar bile genellikle gece yatıp sabah kalkmıyor… Hatta vücut buna kendini hazırlamak için hamileliğin son döneminde gecede 2-3 kere uyandırmaya başlıyor zaten, sonra da bu tempo uzun bir süre devam ediyor. Şanslı olan 3er 4er saatlik bloklar uyuyabiliyor, bazısı saat başı uyanabiliyor.

3. İKİ SAATLİĞİNE BİR YERE GİTMEK BİLE SEYAHAT HAZIRLIĞI GEREKTİRİYOR
Spontane olarak karar verip evden çıkıvereyim demeyi unutun… Bezler, kıyafetler, havlu, önlük, yemek, puset, suyu, şudur budur… En iyi ihtimalle 10 kilo eşya ile evden her çıkış iki günlük bir iş gezisine gitmek gibi hazırlık istiyor. Dolayısıyla hayat öyle ya da böyle daha planlı hale geliyor.

4. GARANTİ VE İADE SÜRESİ YOK
Yine aynı şekilde, bu kararı yeni bir ev ya da araba alma kararı ile aynı mantıkta yapmaya çalışanlara hatırlatma: Çocuk dedin mi yaptın mı bitti; bu çok yaramaz da, sürekli ağlıyor da, şudur da budur da hiçbir şey ifade etmez, doğurdun mu bakacaksın...

5. UMUTSUZ ANLAR DA OLACAK
Sürekli kendi kafasının dikine giden, anlamadığınız bir dili konuşan ve dediğini anlatamadıkça daha da yüksek ses ile çaba gösteren bir varlık düşünün. Yemek yemediği, ağlamasının kesilmediği, uyumadığı, kendini atıp tuttuğu bir anda 'ne yapacağım ben / nerede yanlış yapıyorum' diye ümitsizliğe kapılmak her annenin (itiraf etse de etmese de) mutlaka kapıldığı bir duygu.

Gözünüz mü korktu?

O zaman bir de şu tarafından bakalım:

1. KARIŞAN KARIŞSIN, sonuçta çocuk sizin çocuğunuz, karar size ait… Nasihatların hepsinin geçmiş hatalardan yola çıktığını hatırlayıp kendi hatalarınızı kendiniz yapın, hiçbir kafadan çıkan ses çocuğun kendisini 'dinlemek' kadar doğru diyemez.

2. İNSAN HER ŞEYE ALIŞIYOR, uykusuzluk da bunlardan biri. Askere gidenler nöbete kalkmaya nasıl alışabiliyorsa, hiçbir anne (ve baba) da uykusuz kaldı diye dünyanın sonu gelmiyor. Er ya da geç mutlaka bu süreç de bitiyor ve akşam masal okuyup uykuya yatırdığınız ufaklık sabaha kadar horul horul uyuyor bir noktada…

3. BİRAZ PLANLAMANIN KİMSEYE ZARARI YOK: Olsun varsın, bir süre de hazırlıklı yaşansın… Yıllarca öğrenciyken, aylakken yeteri kadar kafamızın dikine yaşadık zaten. Ayrıca da arayan mutlaka aralarda 'özgürlüğünü' yaşayacak detay anları bulabiliyor, bu anları aramak zorunda kalmak da onları çok daha özel kılıyor!

4. Çocuğu bir kez elinize aldığınızda DÜNYADA HİÇBİR ŞEY İÇİN DEĞİŞMEK İSTEMEZSİNİZ…

5. En umutsuz anda çocuğun yüzüne bakmak, kucağına almak, herkesten ayrı size bakışını farketmek söz konusu olduktan sonra HER ŞEYİ BAŞARABİLECEK KUVVET KENDİLİĞİNDEN GELİYOR! İnsandaki potansiyel tahmin ettiğinden çok daha güçlü...

Sonuç:

Evet, hayat mutlaka değişiyor çocuk olduğunda; ama ne tamamen ve kökten değişmesi, ne de 'hayatın bitmesi' gibi durumlar söz konusu olmak zorunda değil. Öyle ya da böyle büyüyor çocuklar; tüm hayatınızı yalnızca buna adayarak fedakarlık adına kendinizi helak ederek da büyüyebildiği gibi sizin hayatınızın içine dahil olarak, keyifle, güle oynaya da büyüyebiliyor gayet güzel. Etrafta bakarsanız 'böyle de çocuk büyüyebiliyorsa benimki her türlü büyür' dedirtecek örnekleri görebilirsiniz rahatlıkla... Eğer aklınızda evet'e meyilli bir 'acaba' varsa hiç durmayın derim, çünkü asla 'doğru zaman' olmuyor, ama bir olduğunda da tüm zamanları doğruluyor! :)

Kısacası eğer ciddi ciddi çocuk düşünüyorsanız yapın gitsin, zira zeki bir babanın bir zaman dediği gibi: 'Çocuk düşünerek yapılmıyor' :)))


Bu kadar lafın üstüne, işte size konuyla ilgili komiklik: Idiocracy filminin intro'su... Bu da eğlencelik olsun...

25 Mayıs 2012 Cuma

Dönüm Noktası

Çocuklarla ilgili bir dönüm noktası var, bazı şeyler bir anda tersine dönüveriyor.

Doğumdan kısa bir süre sonra en yakınındakileri tanımaya başlayan bebek, insanın içini eriten güzellikte bir ifadeyle yüzüne baktığı anne ve babasından hiç ayrılmak istemezken, bir dönüm noktasından itibaren bu kez anne ve babasıyla hiç vakit geçirmek istememeye başlıyor.

Küçükken suratına bakıp geğirip osurduğunda 'ayyy ne şirin, afferim çocuuma' diye alkışladığımız çocuğumuz, belli bir yaştan sonra ortalıkta pırt diye kaçırdığında 'aaa çok ayıp' demeye başlıyoruz.

Ufakken gelen misafirin memesine hop diye eliyle saldıran çocuğa keh keh diye gülünüp 'eh, biraz edepsiz bizimki de hihi' diye dalga geçilebilirken bir noktada 'yuh! terbiyesiz!' oluveriyor.

Öptükçe kıkır kıkır gülen çocuk, bir noktadan itibaren öfff diye öptüğün yeri silmeye başlıyor.

Yemeğini tükürüp durması, eline aldığı bir şeyi kafana fırlatması, suratına kusması filan gibi şeyler mesela, ne zaman sevimli olmaktan çıkıyor?

Bir nokta var oralarda bir yerde bütün bu değişimlerin gerçekleştiği, ama acaba hangi noktadır o, nedir, nerededir?

-----------------------------
Tamamen alakasız not: İki üçtür beleş stok fotoğraflardan alıp evirip çevirip idare ediyorum ama üşenmeyip kıçımı kaldırıp bir iki tane şey çeksem iyi olacak bu yazıların yanına koymalık...