müşteri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
müşteri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Şubat 2013 Cumartesi

İş İş Serzeniş...

Ofiste arada sırada benim ilgi alanıma girdiğini düşündükleri makaleleri masama bırakırlar. Bazılarını ileride kullanabilirim diye ben de saklarım, 25 Mayıs 2012 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayınlanan bir makale şimdi başka bir şey ararken tekrar elime dolandı...

Makale Sevda Yüzbaşıoğlu'na ait, marka kimlikleri ile ilgili. Özetle marka isminin ne kadar önemli bir şey olduğunu, markanın geleceğini tanımlamaktaki ilk adım olduğunu, her nasıl seçilirse seçilsin (ister yazı tura atılsın ister milyon dolarlar ile belirlensin) sonuçta markanın kapsadığı işin geleceğine dair çok önemli yapı taşlarını içinde barındırdığını filan anlatıyor.

Buradan yola çıkarak kendi tecrübelerimizi gözden geçirdim, aklıma geldikçe zaman zaman güldüm zaman zaman of çektim...

Özellikle freelance işler yapan, ya da çok büyük firmalarda çalışmayıp daha butik işler yapmaya çalışan tasarımcı arkadaşların mutlaka başına gelmiştir, teklif ya da görüşme aşamasında öncelikle karşınızdaki insana işin ne olduğunu anlatmak zorunda bulursunuz kendinizi, ancak sonrasında, 'bakın işte bu kadar anlattığım işin boyutunu görüyorsunuz, şimdi neden bu teklif böyle anlayabilirsiniz' dersiniz...

Çocuğuna isim bulmak için sekiz tane kitap okuyup hecelerin ardındaki gizli anlamları araştıran teyzeler amcalar, marka adı söz konusu olduğunda çok seyrek aynı hassasiyeti gösterirler. Daha sonra iş tasarım aşamasına geldiğinde daha da vahim şeylerle karşılaşırız çoğu zaman. "Hadi sen bir iki şey çiz de, bir beğenelim hele ona göre bakarız" lafını kaçımız duymuşuzdur? Ya da aşağı yukarı iki gevrek bir peynir fiyatına logo, kurumsal kimlik ve web sitesi filan yaptırmak isteyen "müşteriler"iniz olmadı mı? (Ortağımın bir gün telefonda 'beyefendi o sizin istediğiniz logo değil, o başka bir şey oluyor!' diye 30 TL'ye logo "tasarlatmak" isteyen bir vatandaşa serzenişte bulunduğunu çok net hatırlıyorum)

Sonra bu tavrı bir de "bak biz ileride daha çok işler yapacağız ona göre fiyat ver" ya da "senin için de çok güzel referans olur bak" diye satmazlar mı...

Hadi güzel bir iş yapmaya başladınız... Mutlaka herkesin her ihtiyacı hemen yarın için olur. Sözümü tutayım dersin, sabahlarsın, hadi yetiştireyim dersin, gözler devekuşu yumurtası boyuna şişer, saçlar dağılır ama yetiştirirsin, ertesi sabah bir heyecan gönderirsin işi; hadi ondan sonra bekle bakalım bir haftaya yorum gelsin... E ne olmuştu, aceleydi hani iş??? "Ay işim çıktı bakamadım..." Ama neden sonra bakınca yine hemen ertesi güne istenir düzeltmeler, yanlış anlaşmayalım sakın...

Ya da mesela 'çok özel, çok değişik bir şey istiyorum' diyip ondan sonra yaptığınız tüm eskizlerin ardından gidip şurada burada gördüğü bir işin aynısı olana kadar beğenmeyen, ya da tüm ısrarlarınıza rağmen 'hayır burası mutlaka pembe olsun yanına da bok rengi ve morcivert' diye tutturanlar...

Her şey bitip de sıra ödemeye gelince bugün, yarın derken sanki borcu olan senmişsin gibi aylarca süründüren, insana bir noktada aman of kalsın daha iyi bununla mı uğraşacağım dedirten...

Hazır ödeme yapmamışken araya 'küçük küçük' bir sürü işi daha sıkıştıran, 'ya bi de şunu yapıversene' diyip sonra da sanki o işi en baştan sen vaat etmişsin gibi üste çıkan...

Neler var daha neler...

Bir iki ay önce harika bir imajla karşılaştım. Yapan kişiyi bulsam referans vereceğim, ancak 100 tane ayrı yerde vardı, dolayısıyla malesef hakkını veremiyorum yapana... O kadar güzel ifade etmiş ki konuyu...

Ha, bütün bunların dışında ayrı koyduğum müşteriler yok mu? Var tabi, olmaz mı?

Yaptığın işe güveniyorum diyip gerçekten işi sana bırakan, görüşlerini ve vizyonlarını net anlatıp, düzgün brief veren, istediği düzeltmeleri insan gibi talep edip karşılığında da büyük keyifle yaptığınız işleri zamanında ve doğru düzgün teslim alan, ödemesini de tıkır tıkır yapan canım müşteriler...

Arada sırada gelmiyor değil tabi böylesi. O zaman da zaten onların işleri daha da iyi gitsin diye sen kendini yırtıyorsun, iş olmaktan çıkıp bir keyif haline geliyor...

Hem de kimi zaman en iyi diye düşündüklerin en sıkıntılı işler çıkarken, kimi zaman da hiç beklemediğin yerlerden geliyor bu en keyifli işler... Asıl bunlar işte insanı bu işe devam etmeye iten, yoksa hep öbür türlü olsa çekilmez ki...

Ancak malesef, özellikle bu camianın "tepesinde" değilsen, daha sık diğer tipiyle karşılaşıyorsun müşterinin... Ona göre tavrını alıyorsun, kendini koruyorsun filan tabi bir süre sonra; ön ödemeleri düzgün almayı öğreniyorsun, sözleşmelerde tüm sözcükleri dikkatli yazmaya başlıyorsun, adamına göre işi koşa koşa yetiştirip gerektiğinde sen de sarkıtıyorsun, kime nasıl konuşup neyi ne kadar söyleyeceğini bilmeye başlıyorsun, her ne kadar titiz ya da mükemmeliyetçi dahi olsan bir noktada işin devamlılığı için 'adamına göre' gardını alıyorsun biraz; her türlü piyasa gerekliliğini yapıyorsun yani kısaca...

Ya da lanet olsun diyorsun, sen iyi yaptığını yapmaya devam ediyorsun ve diyorsun ki işlerim satsın beni, bulan nasıl olsa bulur, o zaman hep bu keyifli işleri yaparım da uğraşmam diğerleriyle...