9 Eylül 2012 Pazar

'Çocuk düşünüyorum öyleyse varım'


Yaşımız itibariyle önce düğünlerin / evliliklerin, ardından da çoluk çocuk muhabbetinin oldukça çoğaldığı dönemlerdeyiz. Daha önce düğün dernek hikayesiyle ilgili yazmıştım (http://www.rastgele-seyler-gunlugu.blogspot.com/2012/05/dugun-dernek.html), bu ara düğün sezonunun ufak ufak sonlarına gelmişken biraz da çoluk çocuk kısmına el atayım dedim...

Eskiden bu işler çok daha basitmiş galiba, okulu bitirdiğinde (ya da duruma göre bitirmeden bile), şanslıysan aşık olarak, şansın yoksa uygun olduğuna kanaat getirilerek evlenip, hemen bir, ardından ikinci çocuk yapılıp, sonra da onları büyüttükten sonra heyecanla büyükanne / büyükbaba olmayı beklemek gibi…

Şimdiyse düğün ve evlilik gibi bu iş de çok daha karmaşık. Bir kere hayatlardan beklentilerimiz çok değişti, kariyer hedefleri koyduk, ideal yaşamın ne olması gerektiği konusunda fikirler yürüttük, çok şeyler istedik, istediğimiz şeyler için çaba göstermek ve çalışmak gerekti, bu arada zaman geçti, öncelikler durmadan değişti filan… Bu kararları artık bambaşka sıralara koyarak vermeye başladık. Tabi belli bir kesimden bahsediyorum, yoksa paldır küldür 'hop, bir tane daha geldi, koyalım bunu da kenara' diye çocuk yapanlar da var; ama bizler bu tip kararları bir değil bin defa düşünür olduk.

Böyle düşünce balonlarının büyük bir kısmını da kendim doldurup sonunda 'e hadi bari' kararını vermiş biri olarak, aynı düşüncelerde olanlara bazı gerçekleri net olarak aktarabilirim:

1. HERKES HER ZAMAN HER ŞEYE KARIŞIR
Çocuk yapmaya karar verdiğin zamandan… bir zamana kadar diyecektim ama sanırım bir sonu yok. Yani açıkçası bu konu yüzeye çıktığı andan itibaren herkes mutlaka bir şeyler söyleyecek! Çocuk yapmaya niyetlendiğini söylesen zaman ile ilgili yorumlar gelecek (bu zamanda çocuk mu olur, ya da aaaa, yaz hamilesi olacaksın, çok sıcak ayol gibi). Yok hamileyken söylersen herkes bir posta burnunu sokacak (oturma, kalkma, yüzme, hayır bol bol yüz, çok su iç, şunu ye, bunu yeme, bıdı bıdı…) Hatta ortamda başka hamileler varsa karşılaştırma daha o zamandan başlayacak (seninki tekmelemedi mi hala aaa, bak benimki taklalar atıyor bile). Doğurduktan sonra azalacak sanacaksın ancak aksine her geçen gün daha da artacak (en bayıldığım 'bu çocuk üşür bak çorap giydir' uyarıları, hele de sokakta tanımadığın teyzelerden filan gelince… tonla var ama saymayayım şimdi)

2. UZUN BİR SÜRE DELİKSİZ UYKUYU UNUTUN
'İyi uyuyor' dediğin çocuklar bile genellikle gece yatıp sabah kalkmıyor… Hatta vücut buna kendini hazırlamak için hamileliğin son döneminde gecede 2-3 kere uyandırmaya başlıyor zaten, sonra da bu tempo uzun bir süre devam ediyor. Şanslı olan 3er 4er saatlik bloklar uyuyabiliyor, bazısı saat başı uyanabiliyor.

3. İKİ SAATLİĞİNE BİR YERE GİTMEK BİLE SEYAHAT HAZIRLIĞI GEREKTİRİYOR
Spontane olarak karar verip evden çıkıvereyim demeyi unutun… Bezler, kıyafetler, havlu, önlük, yemek, puset, suyu, şudur budur… En iyi ihtimalle 10 kilo eşya ile evden her çıkış iki günlük bir iş gezisine gitmek gibi hazırlık istiyor. Dolayısıyla hayat öyle ya da böyle daha planlı hale geliyor.

4. GARANTİ VE İADE SÜRESİ YOK
Yine aynı şekilde, bu kararı yeni bir ev ya da araba alma kararı ile aynı mantıkta yapmaya çalışanlara hatırlatma: Çocuk dedin mi yaptın mı bitti; bu çok yaramaz da, sürekli ağlıyor da, şudur da budur da hiçbir şey ifade etmez, doğurdun mu bakacaksın...

5. UMUTSUZ ANLAR DA OLACAK
Sürekli kendi kafasının dikine giden, anlamadığınız bir dili konuşan ve dediğini anlatamadıkça daha da yüksek ses ile çaba gösteren bir varlık düşünün. Yemek yemediği, ağlamasının kesilmediği, uyumadığı, kendini atıp tuttuğu bir anda 'ne yapacağım ben / nerede yanlış yapıyorum' diye ümitsizliğe kapılmak her annenin (itiraf etse de etmese de) mutlaka kapıldığı bir duygu.

Gözünüz mü korktu?

O zaman bir de şu tarafından bakalım:

1. KARIŞAN KARIŞSIN, sonuçta çocuk sizin çocuğunuz, karar size ait… Nasihatların hepsinin geçmiş hatalardan yola çıktığını hatırlayıp kendi hatalarınızı kendiniz yapın, hiçbir kafadan çıkan ses çocuğun kendisini 'dinlemek' kadar doğru diyemez.

2. İNSAN HER ŞEYE ALIŞIYOR, uykusuzluk da bunlardan biri. Askere gidenler nöbete kalkmaya nasıl alışabiliyorsa, hiçbir anne (ve baba) da uykusuz kaldı diye dünyanın sonu gelmiyor. Er ya da geç mutlaka bu süreç de bitiyor ve akşam masal okuyup uykuya yatırdığınız ufaklık sabaha kadar horul horul uyuyor bir noktada…

3. BİRAZ PLANLAMANIN KİMSEYE ZARARI YOK: Olsun varsın, bir süre de hazırlıklı yaşansın… Yıllarca öğrenciyken, aylakken yeteri kadar kafamızın dikine yaşadık zaten. Ayrıca da arayan mutlaka aralarda 'özgürlüğünü' yaşayacak detay anları bulabiliyor, bu anları aramak zorunda kalmak da onları çok daha özel kılıyor!

4. Çocuğu bir kez elinize aldığınızda DÜNYADA HİÇBİR ŞEY İÇİN DEĞİŞMEK İSTEMEZSİNİZ…

5. En umutsuz anda çocuğun yüzüne bakmak, kucağına almak, herkesten ayrı size bakışını farketmek söz konusu olduktan sonra HER ŞEYİ BAŞARABİLECEK KUVVET KENDİLİĞİNDEN GELİYOR! İnsandaki potansiyel tahmin ettiğinden çok daha güçlü...

Sonuç:

Evet, hayat mutlaka değişiyor çocuk olduğunda; ama ne tamamen ve kökten değişmesi, ne de 'hayatın bitmesi' gibi durumlar söz konusu olmak zorunda değil. Öyle ya da böyle büyüyor çocuklar; tüm hayatınızı yalnızca buna adayarak fedakarlık adına kendinizi helak ederek da büyüyebildiği gibi sizin hayatınızın içine dahil olarak, keyifle, güle oynaya da büyüyebiliyor gayet güzel. Etrafta bakarsanız 'böyle de çocuk büyüyebiliyorsa benimki her türlü büyür' dedirtecek örnekleri görebilirsiniz rahatlıkla... Eğer aklınızda evet'e meyilli bir 'acaba' varsa hiç durmayın derim, çünkü asla 'doğru zaman' olmuyor, ama bir olduğunda da tüm zamanları doğruluyor! :)

Kısacası eğer ciddi ciddi çocuk düşünüyorsanız yapın gitsin, zira zeki bir babanın bir zaman dediği gibi: 'Çocuk düşünerek yapılmıyor' :)))


Bu kadar lafın üstüne, işte size konuyla ilgili komiklik: Idiocracy filminin intro'su... Bu da eğlencelik olsun...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder